Bu makale, Mevlânâ’nın felsefi öğretisinden yola çıkarak insanın niyetleri ile kaderi arasındaki sarsılmaz bağı ele almaktadır. Yazar, bireyin yaşamda neyin peşinden koşuyorsa aslında bizzat o şeye dönüştüğünü ve aradığı her neyse er ya da geç onunla yüzleşeceğini savunmaktadır. Modern dünyadaki hırs, sahtekarlık ve kaosun insan ruhunu nasıl bir zindana hapsettiği vurgulanırken, huzur ve sevgi gibi saf arayışların değeri hatırlatılmaktadır. Kötülüğün ve açgözlülüğün kısa vadeli kazançlar gibi görünse de nihayetinde hüsranla sonuçlandığı, iyiliğin ise kalıcı bir iz bıraktığı ifade edilmektedir. Sonuç olarak eser, insanlığın vicdanını ve paylaşma duygusunu yeniden keşfederek kendi yarattığı bu karanlık döngüden kurtulması gerektiğini etkileyici bir dille anlatmaktadır.